Elif ve Martino Milano’da, bir İtalyanca kursunda tanışmışlar. Elif hocasını, Martino öğrenciyi anlatıyor ilk hikâyede; ama gerçek biraz daha karmaşık. Elif 2014’te Milano’ya bir yıllık bir değişim programına gitmiş, Martino’nun amcasının mahallesinde kiralık oda bulmuş. Tanışmaları, o odanın altındaki bir kafede olmuş.
On yıl sonra Kapadokya’ya geldiler. Nikâh yıldönümü değil — onlar nikâh kıymadılar hiç. “Tanışma yıldönümü,” diyor Elif telefonda. “Onuncu yıl. Büyük bir kutlama istemiyoruz. Sadece bir gün, bir ışık, birkaç fotoğraf.”
Güvercinlik Vadisi
Kapadokya’nın en az konuşulan vadilerinden biri. Güvercinlik — adını duvarlarına oyulmuş güvercin yuvalarından alıyor; yüzyıllarca çiftçiler bu yuvaları gübre için kullanmış. Vadi dar, kıvrımlı, sabah gölgede kalıyor ama öğleden sonra bakır bir ışık alıyor.
Elif ve Martino’yla orada saat 16:40’ta buluştuk. Hava serindi — kasım başı, 11 derece — ama rüzgâr yoktu. Elif üzerine bir kestane rengi kazak almış, Martino koyu lacivert ceket. Kıyafet brifinde şöyle yazmıştım: “Vadinin rengi ne olursa, üstünüze onu alın. Vadiye yabancı durmayın.”
İlk kareyi mağara pencere kemerinin altında çektim. 17. yüzyıldan kalma bir pencere açıklığı; içeriden dışarıya bakan o kemerin iki yanında oturdular. Yan yana, ama bakışmadan. Martino’nun elindeki sigara, Elif’in elindeki eski bir fotoğraf — kendi dedesinin askerlik fotoğrafı — sahneyi yıllardır bekleyen bir film karesine döndürdü.
Çiftleri çekerken en sevdiğim an: birbirlerine bakmadıkları an. İki kişinin aynı yöne bakması, bence, on yılın gerçek kanıtıdır.
Ortahisar’dan Fiat 500
Martino Milano’dan kırmızı bir Fiat 500 kiralamıştı — tam eski model, 1970’ler. Ortahisar’ın batı sırtına onunla çıktık. Otomobilin yanında çektiğim on iki kare, seçkinin ortasında. Elif motor kapağına yaslanmış, Martino yerde oturuyor. Vadi arkalarında kızıla dönüyor.
O kareleri çekerken fark etmedim ama sonradan, masaüstünde seçkiyi düzenlerken gördüm: o on iki karenin hiçbirinde ikisi de gülümsemiyor. Bu, kötü bir şey değil. Bu, gerçek bir çift kutlaması. Gülümsemek gerekmiyor her zaman — yanında olmak yetiyor.
Uçhisar terasında iki martini
Gün batımından on beş dakika önce Uçhisar’a indik. Argos’un açık terasında iki martini söyledik — Elif klasik, Martino espresso martini. Bardakları uzatırlarken son dört kareyi çektim. Kadehler değdi, ama kimse henüz içmedi. Işık, on beş saniye sonra, bakırdan pembeye döndü.
Teslim zarfını bir ay sonra Milano’ya gönderdim. Elif iki hafta boyunca hiçbir şey yazmadı. Sonra, bir gece geç saatte bir WhatsApp: “Martino’yla bütün fotoğraflara bakıyoruz. Kimsenin kutlamadığı kadar kutluyoruz.”
On yıl.